Pages

Subscribe:

28 Eylül 2011 Çarşamba

Büyük Markaların ‘Nasıl’ları




Neden sorusu ile başlayın! Bu sizin en çok ilgilendiğiniz NASIL olacak!

TOM ASACKER uzun yıllar boyunca büyük markalar ile çalışma fırsatını bulan bir pazarlamacı. Hikayesi ise şöyle ‘Uzun yıllar markalar ile çalışmanın yanı sıra bilinçli olarak etrafta olan biteni takip ettim, organizasyonları, dernekleri kendi konularında önem arz eden şeyler için mücadele edenleri izledim. Hissizlikleri nedeniyle kendini dine adamış liderlerin konumlarından olduklarını ve başkalarının ise klise taraftarlarına binlerce insanı  daha sürüklediğini gördüm. İşe Dünya’yı değiştirmek fikri ile yola çıkıp, ve başarısızlığa uğrayan arkadaşlarım oldu. Kendi halinde yaşarken birilerinin finansal desteği ile işlerini yoluna koyanlar da.

Ne kadar çok hoşlandıysam da (inanın bana çok da denedim) bir bireyin ya da organizasyonun –başarısı için en temel şey olan ‘neden’ amacını ya da varoluş nedenini bildiğini göremedim. Bunu gerçekleştirmek yerine bu niyetle düşünmek bu bağlamda iyi hissettiriyor. Ama asıl konu bu değil. Basit bir örnekle gidelim: İnsanlar siz ‘NE’yi yaptığınızdan ya da ‘NİÇİN’ yaptığınızdan dolayı o ürünü satın almazlar. İnsanlar bu ürünü ‘NASIL’ yaptığınızdan yani kendi ihtiyaçlarından, yaşamlarında bir önemi, bir yeri olduğundan, kısaca ürünün bu güçlü etkisi nedeniyle onu kullanırlar. İşte bu da sizin , özveri ile sürekli sormak zorunda olduğunuz NASIL’ sorunuz.

Steve Jobs ve Apple, Sony’den daha mı tutku ile kendisini şık tasarımlar yapmaya adamıştı?

Steve Jobs, Akio Morito adında bir kişiden etkilenmişti ve Sony ürünlerinden esinlenmişti.

Martin Luther King Jr Amerikan vatandaşlarının hakları ve eşitlik konularında Howard Thurman adındaki kişiden daha mı hevesliydi? Thurman Kral’ı düşünceleri ile teşvik ediyor ve onun manevi danışmanı olarak Kral’a hizmet ediyordu.

Peki ya Wright Kardeşler (Wright Brothers)? Adları Gustave Whitehead ve Lyman Gilmore’dan daha fazla mı uçma konusuna karışmış acaba? Tabiki hayır. Ancak Wright Kardeşler bugün hala modern havacılıkta kullanılan patentli kontrol sistemini keşfetmişlerdi.

Hislerinizin sizi yanıltmasına izin vermeyin. Niyet çoğunlukla ağır basar. Bu durum, İnsanların zor zamanlarda karar almalarına, benzer çizgide yürüyen kişilerden ilham almalarına ve önemlisi motivasyonlarını ayakta tutmalarına yardımcı olur.

Ancak bu niyetler gerçekten hayata geçirildiğinde ve tarihe yazıldığında önem arz eder. Bugün piyasada zamanlama, cesaret ve icraat (gerçekleştirme) en önem arz eden konulardır. Bunlar büyük markaların yükselişinde onlara gerçek fikri veren, alan uzmanlığı, stratejik değer yaratma ve detaylara dikkatle eğilme – özellikle de önemli insanların deneyimlerine eğilme- birleştirilmesidir.

Apple çılgınlığına ve Wall Street’teki durumuna bu roket enerjisini veren neydi? Steve Jobs’ın güçlü stratejik vizyonu ve kararından dönmez ‘NASIL’ anlayışı. Niçin Martin Luther King’in kutlamaları yapılıyor? Çok da derinden onunla ilgilendiğimizden değil elbette. Bunun nedeni titiz el emeği deneyimleri ve günümüze ulaştırdığı uzmanca söz söyleme sanatının bize ilham veriyor olmasındandır. Hyundai, Standard Chartered Bank ve Chipotle gibi şirketlerin hızlı yükselişini sağlayan etkenler nelerdi? Onların ‘NASIL’ı basit ve sade idi. Picasso şunu söylerken haklıydı. ‘Başarı çok önemli bir şeydir! Sıklıkla ifade edildiği üzere, bir sanatçı sanatı sevmenin dışında kendisi için çalışmalı ve söylem gereği eğer hakir görülürse diye bu başarıyı elinde tutmalı. Fakat bu yanlış. Doğrusu bence, ‘Bir sanatçı başarıya ihtiyaç duyar. Ancak bu başarı yaşamak için değil, sanatını icra edebilmek için gereklidir’ Bugün NİÇİN’ e odaklı kurumlar yüksek rekabet piyasa koşullarında güçlü liderlerini sürekli olarak NASIL sorusuna odaklı tutmaları bundandır. Dışarıdan gelen ihtiyaçlar karşısında ve izleyicilerinizin hislerini dikkate alan stratejik eğilimler olmadan, sizin NİÇİN’leriniz yavaş yavaş müşterilerinizin, üyelerinizin, gönüllülerinizin ve deneklerinizin ilgisinden uzaklaşarak NASIL odaklı çalışan güçlülerin gölgesinde sararıp solacak.

İşte bunu görmekten hiç hoşlanmıyoruz

22 Eylül 2011 Perşembe

İşiniz Değişmek!


İşiniz Değişmek!
Farkettiniz mi iş dünyası ve yazar çizerleri yorumlayan düşünürlerin sayısında bir artış var. Bu kitlenin büyük bir çoğunluğu da kendisini hevesle sosyal medya ve internetin cazibeli dünyasına adapte etmiş durumda. Diğerleri ise ekonomik buhran, nüfusun değişimi, hükümet müdahalelerinin önemi ya da büyüyen Çin ya da Hindistan’la meşgul.
Bu sizi de teşvik eden, ortamı kızıştıran sesin kafanızı karıştırmasına izin vermeyin.
Karl Marx ‘düşünürler yalnızca dünyayı çeşitli şekillerde ve farklı açılarda yorumlamışlardır, demişti, buradaki nokta ise, neredeyse bu da değişmek üzere’ Düşünürler kuşku yok ki kurmaya ve düşünmeye devam edecekler. İş kitapları, bloglar ve tweetler çoğalmaya devam edecek. Ancak cevap bu değil. Sizin müşterileriniz ve sizin insanlarınızın gerçek hayatları gözünüzün önünde gizleniyor ama yaşanıyor.
William Blake şöyle yazmış ‘ Ya bir sistem yaratmalıyım ya da başka birinin sistemi tarafından ele geçirilirim. Buna bahane aramayacağım, kendimi kıyaslamayacağım: Benim işim yalnız ve yalnız‘ÜRETMEK’
Aynı şey sizin içinde geçerli. Bahane bulmaya son verin. Şimdi üretmeye başlayın!
Ve ardından, değişim yaşamın diğer tanımı.

20 Eylül 2011 Salı

Sosyal Medya Pazarlamasında Yanlış Faktörleri mi Ölçümlendiriyoruz?

Sosyal Medya Pazarlamasında Yanlış Faktörleri mi Ölçümlendiriyoruz?
Sohbetlerimizdeki kalitenin veri dataları olmadan fırsat - avantajlardan faydalanamayız.
Bu zamana kadar bize sosyal medyanın amacı hakkında söylenen şey insanları bilgilendirecek sohbet ortamlarına bağlamak, özellikli olarak konularda tartıştırmak ve markalarımız için sadık ve büyüyen bir kitle yaratmaktı. Peki o zaman neden en çarpıcı sosyal medya ölçme araçları onlarla olan nitelikli ilişkisini ölçmek yerine onların sayılarını ölçüyor?
Ben ya da başkaları bu ölçüm şirketlerinin algoritmalarına erişme yetkisine sahip değiliz ve bu yüzden bu ölçümlenmiş kitlenin kesin kes önemli olduğunu söyleyemiyoruz. Ama ortada bir bağıntı var. Eğer insanlar sizden online ve birşeyler paylaşırken olduğunuzdan daha çok bahsediyorlarsa eğer online olduğunuzu paylaştığınızda herkes bunu çılgınca paylaşıyorsa sizin sosyal etki skorunuz daha yüksek demektir.
Eğer bu tanım doğru ise, basılı ve yazılı yayında ölçümlediklerimizle aynı. Klasikleşmiş bir olgudur, bir ürünü ya da hizmeti yaymak konusunda, onun reklamını yapmak ya da ona bir idea vermekten daha çok zaman harcarsınız. Mesajınızı her yere ulaştırırsınız. Markanızın çevresinde bir konuşma -etkileşim - tartışma ortamı yaratmayı denersiniz. Ardından buzz (bahsedilme) ve / veya insanetkileşim(satış) konusundaki dönüşleri ölçersiniz.
Sosyal medyanın müşterilerinizle nasıl ilişki kurduğu konusundaki teorik bilgilerin aksine, markalar için görünen en değerli ölçüm ' Kaç kişi bizim hakkımızda konuşuyor?' 'Konuşmalara bir değer / ölçüm yükleyemiyoruz' Biz sadece ulaştığımız kitlenin sayı ve frekansını ölçümleyebiliyoruz.
Tabiki bu toplu ölçümler ile ilgili yanlış bir şey yok. Facebook, Twitter, bloglar, Youtube gibi yüksek takipçi kitlesi edinebileceğiniz platformlarda olmanız tamamen normal. Bunun nedeni TV, Radyo, yazılı materyal ve direk mail yazışmanın işe yaraması. Pazarlama yapacağımız kitle için bir hedef kitlesi belirliyoruz. Fakat soru şu : Halen sohbet - konuşma çok önemli ve ya belkide sosyal medya etkinliğinin evriminde en önemli ögelerinden biri olan bu parçayı kaybediyorsak?
Görüldüğü gibi kolay olan şeyleri kolaylıkla uyduruyoruz. 'Beğen' ve 'tweetle' ya da sosyal paylaşımi takipçiler kolaylıkla sayılabilen ve geliştirilebilen konular. Fakat bunların hiçbiri gelişen arkadaşlıkların, ya da insan etkileşim kalitesini ölçümleyemiyor. Bu durumla insanların hiçbiri sizin ürününüzü sevdiğini, severek satın aldığını gerçek dünyada ürününüzü bir başkasına tavsiye ettiğini resimlemiyor.En iyisi senaryoda sayfanızın izlenme oranları tavan yapıyor çünkü ölçümler biraraya getirilmiş verileri eleyip bunları ayıklıyor.
Eğer sosyal medya pazarlama ilişkilerden ve bağlantılardan sıyrıldıysa, ağır basan faktörleri ölçümlemeliyiz.Aynen müşteri hizmetleri gibi çalışan araçlara / programlara ihtiyacımız var. Takipçilerimizi, hedef kitlemizi ve arkadaşlarımızı rastgele ve markanıza yönelik sorular sorarak ölçümleyen araçlara.
Müşterilerin neden oldukları şekilde markanıza yaklaştıkları konusunda onlara soru sorabilen kaliteli hale getirilmiş araçlara ihtiyacımız var. Belli topluluklar üzerinde gerçek düşünceler alınabilen ve gerçekte etkili oyuncuları kim olduğunu öğrenmemize yardım edecek şeyler konusunda derine inmeliyiz. Ardından marka ile müşteri aktivitesinin dağılımını ölçümlememiz gerekir - markaya ilgi duyulmasından satın alınmasına ve markaya bağlanılmasına kadar. Ki sosyal aktivitemizin ne değerde olduğunu ve müşteri halkasının tarafında bunun ne ortaya koyduğunu anlayabilelim.Bunları yapana kadar müşterilerimizle yaptığımız sohbetler gerçekte ne getirdiğini bilmediğimiz iyi tasarlanmış bir ortam yaratmaktan başka bir işe yaramayacak.
Şimdi müşterilerimiz ile yaptığımız birebir sohbetlerin ne gibi avantajlar getirdiğini varsaymaya bir son verme vakti ve ardından kişi şahsi olmayan hedef ve frekans taktikleri üzerine geliştirilebilecek bazı etkin ölçüm yöntemleri. Ya dergi, gazete, Tv çalışıyoruz ya da sohbet ediyoruz. İkisi de iyi ancak ikisi ile de kafa karıştırmanın bir anlamı yok.

6 Eylül 2011 Salı

Yıllar İçinde Steve Jobs

Steve Jobs’ın birçok fotoğrafı Apple’ın aldığı başarıların görüntülendiği fotoğraflar. Ama biz biraz daha uzunca bir süreye bakmak istedik. Burada son 35 yılda Steve Jobs’ın yer aldığı kareler var.


Steve Jobs ve Steve Wozniak 1976’da Apple’ı kurduklarında. Steve Jobs Volkswagen minibüsünü ve Steve Wozniak’da Hewlett Packard hesap makinelerini satarak ihtiyaç duydukları parayı topladılar. Fotoğraf arşivi Margaret Wozniak’a ait


Macworld’un kapak sayfası, Computerworld’un kızkardeşi yıl 1984

5 Eylül 2011 Pazartesi

Einstein'den alıntılama yapıyor musunuz?


Einstein’den alıntılama yapıyor musunuz?
 Einstein demiş ki, mükemmelliğin anlamı görünen hedeflerin anlamı ve karmaşıklığıdır – fikrimce- bu yaşınızı tanımlar ‘

Einstein neyi kastetmiş olabilirdi?’

Mükemmelliğin anlamı görünür hedeflerin anlamı ve karmaşıklığıdır. Fikrimce bu yaşınızı karakterize eder. Eğer güvende olmayı, tüm insanların sahip olduğu yeteneklerin tümüne sahip  olmayı ve gönülden ve çok istiyorsak, böyle bir yaklaşıma sahip olmayacağız.(yani sadece ben yaklaşımına) İnsanlığın ulaşmaya çalıştığı ufacık bile bir amaç, onun yüceliği kendisini çok uzun zaman sonra gösterebilecek. Tahmin ediyoruz ki bu yüzden Albert Einstein 28 Eylül 1941 tarihli Londra’dan yayınlanan konuşmasında, ‘Bilimin Ortak Dili’ nden bahsetmişti.

Bu her bir insan ve birey için geçerliydi.  Gerçek anlamda mutlu olabilmeyi, çalışanlarınız ve müşterilerinizin de mutlu olmalarını istiyor musunuz? Bu amaçla yorulmadan mücadele eder misiniz? Eğer ederseniz mükemmelliğiniz kendini uzun vadede kanıtlayacak.

Lütfen kısa vadede kafanız karışmasın ve korkmayın. Ne yazık ki bir avuç insan da olsa bu hedefleri gerçekleştirebilecek gerçek iş kadınları ve iş adamlarına ihtiyacımız var.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Sadeliğin Karşı Konulmaz Mükemmelliği!

Marka değeri ile ilgili son zamanlarda çok fazla yazı okuyoruz..Farklı fikirler, bu fikirler hakkında farkındalık yaratma, bu fikirleri algılatma ve markayı, ürünü benimsetme hakkında. Bu da bu şu aksiyomu destekler kadar karışık bir konu : ' SADE TUT'
Hadi yüzleşelim. Her tüketici  tabiri caizse en mükemmel olan koşulları, istediği herşeyi bulmak ve ne zaman isterse o zaman bulmak ister. Seçimlerin  çoğalması her ürün ve hizmetin nesneleştirilmesi ve fiyat erozyonu da cabası. Neden indirimler varken daha çok ödeyelim ki? Neden internet üzerinden alabiliyorken dükkandan alalım ki üstelik internetten alınca daha ucuz. Neden internet üzerinden yapılan alışveriş için kargo ücreti ödeyelim ki? Ve sırada daha bakalım hangi sorularla karşılaşacağız.
Tüketiciler (B2B müşterilerde dahil) yeni bir şey yapar, iş olsun diye minimum standartları bir üste daha taşır.Bu günümüz modern ticaretinde bir kaç ay öncesine kadar çığır açan bir yöntemdi. Daha önce hiç innonatif teknoloji, ulaşım ve ürün ya da markanın başarıyı ele almasını sağlayan tedarik zincir yönetimi yoktu. Düşünün ki sıradışı ve yeterince iyi kurgulanmış bu yukarıdaki özelliklere sahip bir firmasınız ve kendinizi birdirbir oynamaya hazır yani yarışmaya hazır  fırsatları kucaklamaya hazır, kitlelere mesaj göndermeye hazır, ve muhtemelen global büyüklükte işler için sizinle iş yapılmasına hazır bekliyorsunuz!
Bu muhteşem. Samsung, Zip Car, Ugg ve Del Frisco gibi markalarda düşüşte ne güzel..Hepsi kalabalıklardan bugünlere gelmişti ya da her biri kendisini tüketici elektroniği, kiralık araç ayakkabı ya da lüks restoran işinde var etmişlerdi.
Samsung konusunda, ürün kalitesinde, benzersiz lojistiğinde, envanter yönetimi ve yüksek kesime hitap eden pazarlamasında ikinci bir doğuş olarak adlandırılabilecek markasını yeniden keşfetti. Nasıl bu model sayesinde. Ugg bohem ve trendlere dönük bir çizgide ürünler sunuyordu. Tüm bu örneklerde pazarda sayısız başarıların arkasında sadelik, kolay anlaşılabilirlilik, kolayca satın alınabilme, ürünün sergilenmesi ve her bir markanın verdiği bir imaj olması önemliydi. Samsung = Haşmet , Ugg = Konfor, Del Frisco= Gerçekleştirme
Basit ve direk mesaj. Görsel. Aralıksız. Bunlar birçok marka arasında marka olma olgusunu korumayı başarmışların ortak noktaları. Peki ya sizinki?

1 Eylül 2011 Perşembe

Pazarlama Fikirleri Yeni Kapılar Açar!


Başarılı markalar bulundukları zamanın, bulundukları yerin vebulundukları kültürlerinin  birer parçasıdır.
Bugün sıklıkla karşılaşılan ve yıllar önce yazdığım birşey bu. Piyasanın ve pazarın nasıl da geliştiğini farketmemek elde değil. McDonald's ve Starbucks bir çeşit çılgınlığın içine girmişti ancak şimdilerde eski haline dönecek gibi görünüyor. Nokia malesef bir çöküşten kaçmaya çalışıyor. Motorola'ya gelince, malesef artık bu çöküşten kurtulma şansı kalmadı.

William Pollard bir yazısında, öğrenmek ve yeni fikirler geliştirmek elden ele gelişen birşey. Başarının getirdiği kendini tatmin de de dün yaptığın şeyin yarın yeterli olup olmayacağını düşünmeyi gerekli kılar.
İşlerin başladığı günden bu yana başarılı markalar hep 3 adımlık bir evrimden geçmiştir: Gizem, Model (Esinlenme) ve Metot.
-----
Gizemlilik 'Merak ediyorum..' cümlesidir. ' Merak ediyorum eğer fiyatlar şu rakamlara inerse insanlar araba alırlar mı?' Gelecek cümle ise model cümlesidir. ' Dağınık, iyi olmayan süreç : 'u rakamlarda otomobil üretelim'

Bir kez model cümlesi gizemin dışına çıkarsa ( AA evet araba alacaklar) başarılı markalar metot işine girişirler. '  hedeflenen rakamlarda Talepleri karşılayabilmek için nasıl otomobil üretimi yapabilirim, tabi kar da edebilirim?'
Bazıları Henry Ford gibi piyasadaki fırsatları görürler. Kİmileri Michael Dell gibi sadece rekabetten kendilerini uzak tutar ve sağlayabildikleri kadar kazanç sağlarlar ya da diğer seçenek de ise yeni bir marka doğar.
Problemlerse başarılı markaların çılgınlık yaratma sürecine girdiklerinde başlar, piyasada dengesizlikler başladığında satışları için kendi metotlarını yaratmaları gibi.
Donald Sull bunu kendine en yakışan yönteme geri dönüş olarak nitelendiriyor. Neden iyi şirketler kötüye gidiyor ve nasil oluyor da yeni super yöneticiler onları tekrar toparlıyor ve baştan yaratıyor.:
'Uzunca bir süre değişmeyen ilişkilerin boyuruğunda yürümeye çalışan işletmeler zamanla esnekliklerini kaybededer ve bir devinimsizlik kutusu içinde kilitli kalır. Müşteri ile daha önceden kurulmuş ilişkiler işletmeleri teknolojiye, yeni modellereve tüketici tercihlerine etkin yanıt verme olanağından uzaklaştırıyor.
Bir büyük markayı genişletip diğerine kattığımız gibi, güçlü bir marka yaratma gerçekliği de değişmiş olabilir. Aslında, problem birçok başarılı yöneticinin marka ağacından marka ormanına tüm piyasadaki değişikliği görememesinden ileri geliyor.
Henry Ford o günlerde suçlu bir miyoptu. Tüketicilerin düşük maliyetli üretimi alma metoduna öylesine inanmıştı ki piyasayı değiştiren bu gizem olayını göremiyordu.
Henry'nin farklı renklerdeki otomobillere verdiği yanıt ise siyah dışında her rengi satın alabiliyorsunuzdu. Siyah renk Henry'nin diğer özellikli yönetimiydi çünkü siyah diğer boyalardan daha hızlı kuruyordu. Aslında insanların da en çok aldığı renk de siyahtı ve bu da onun işletme giderlerini kurtarıyordu.
Sonra ne oldu tabiki Alfred P Sloan ve General Motors şirketi resmin içinde görülmeye başladı. Ford bilimsel araştırma ve yeni yöntemlerle tabiri caizse çılgın bir markalaşma yolundayken GM (General Motors) buna yeni bir gizem daha ekledi. 'Acaba müşteriler kırmızı ve mavi otomobillere daha çok para öder miydi?
Ve gelişme ne oldu tabiki General Motors hızlıca Ford'un aldığı yolu katteti ve bu da kar getiren çözümleri yeni yönteme entegre etmekten geçti. Bu tarihi süreç de sadece basit bir örnekti tabi. Buna rağmen bu durumu defalarca kez marka evriminde kullanabilirsiniz.

19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında  marka yaratmak hala bir gizemken, aslında herşey bol bereketli ve önünüz de açıktı. Henry gibi girişimcilerse kendine şunu sordu. Acaba beğendiğim birşeyi camdan bir şişeye koyup dolu gibi göstersem insanlar onu alır mı? Eğer alırlarsa basitçe kar edebileceğim bir yöntem geliştirir, üretir, markalar ve onu yayarım.

Bu zamanlarda markalar - sabun tozu, un, kçük ölçekli gıda, baharatlar ve bunun gibi şeylerdi. Fakat bunlar sabit ve kaliteli hale gelmişti. Tüm başarılı markalar gibi bunlarda o dönemin, o coğrafyanın o kültürün başarılı ürünleri idi.
Yarım yüzyıllık bir hızda İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra onlarca bomba patladı. 1950 lerde bir manavda ortalama 2000 adet ürün vardı ki bugünün marketlerinde 10.000 lercesi bulunmakta. Bu ürünlerin çoğu da çok iyi reklamı yapılmış ve markalı ürünlerdi. Daha fazla başarılı marka ise daha fazla ürün seçeneği olandı.
Bugünse homojen market modelindeki network televizyonlarda şirketler müşterilerine gizli marka formülleri verir gibi tüketimi arttırıcı yayınlar yapıyorlar. Bu çok etkin bir yöntem, eğer mesajınızı etkin bir sıklıkta verirseniz size bir çok insan inanır.
Bu modelin geliştirilmesi bir gizemle oldu. ' Merak ediyorum, insanlar ne yemek ister ve nasıl yemek isterler?' Bu başarılı modelde MacDonald kardeşler Kalifornia'da basit bir restorandı. Ancak bu keşiflerini daha büyük bir alanda denemektense karlı bir yöntem olarak bunu Dicek ve Ray Kroc yaptı.
Kroc bu yöntemin sonuç verdiğini ve geliştiğini farketti. Bir hamburgerin kaç dakikada yenebileceğinden tutun, kaç personel çalıştırılması gerektiğine ve dükkanların nasıl kurulup yönetileceğine kadar herşeyi içeren bir modeldi bu. Fakat 1950 lerden bu yana Amerika'da bir marka olan McDonald'slara ne oldu? Konuyu orta tabaka ve müşteri farklılığı noktasından ele alan bir bakış açısıyla metotlarını yeniden gözden geçirdiler.
Aynı şekilde Motorola da 1990 lara gelindiğinde aynısını yaptı. Motorola 3.4 milyonluk bir cep telefonu üretimi işinin içinde ve metotlarını gözden geçirirken, Amerikan pazarında hiç teknoloji pazarlama deneyimi olmayan yeni bir bitirim şirket müşterilerine şu soruyu sordu. ' Merak ediyorum acaba insanlar cep telefonundan daha çok bir moda aksesuarı gibi görünen bir cep telefonu satın alır mıydı? '
Nokia bu soruya sadece cevap vermekle kalmadı, aynı zamanda dijital teknolojilerin cep telefonları da dahil kominikasyon ağlarının, wireless bilgi teknolojilerinin ve multimedia terminallerinin de lideri konumuna yükseldi.
Örneği görmeye başladınız mı???
20. yüzyıl boyunca marka başarıları sorulardan başarılara doğru evrimleşti, birçoğu çılgınlaşma boyutuna kadar geldi, Henry Ford'dan Procter and Gamble'a marka yönetimi ve TV reklamları, Searsın perakende yönteminden ulusal hava yolu şirketlerinin hükümet desteği almasına kadar gitti.
Howard Schultz'un metodu (Starbucks) bir çılgınlığa dönüşebilir. ' Merak ediyorum acaba Seattle daki insanlara Milan'dan esinlenilmiş ekspesso barından kahve alırlar mı?' Zaman gösterecek.

21. yüzyıl benzeri görülmemiş piyasa gizemleri ile doludur. ' Acaba insanlar müzik satın almak istermi?Acaba insan etkileşimli web reklamlarına bakar mı? Acaba insanlar online radyo dinler mi? Acaba insanlar finansal hizmet satın almak ister mi? Ve acaba acaba......
Fakat yeni modeller geliştirmek için gizemler arayanlardansa, daha yerleşik markalar kendi uyarılmış modelleri içinde daha çılgınca işler yapmak ve anlayışlar geliştirmeye çalışıyorlar. Başarılı markalar doğmaya ve batmaya devam edecek. Ama harika olanlar bu soru ve cevapları anlayanlar ve yeni piyasa ekonomisi ve yeni piyasa döneminde bundan avantaj sağlayanlar olacak! Siz hangisisiniz???