Pages

Subscribe:

21 Kasım 2011 Pazartesi

Markanızı kim kontrol ediyor? Kaderinizi belirleyen insanlar…



Markanızı kim kontrol ediyor? Kaderinizi belirleyen insanlar…

Bu ayın başında boks dünyası Muhammed Ali’yi yenen efsanevi olimpiyat ve dünya ağısiklet boks şampiyonu Joe Frazier’ı 67 yaşında kanserden kaybetti. Sadece üstün ve iyi vuruşlardan öte ‘En Mükemmel’ olan Ali markasının 70 li yıllardaki kahramanlık hikayelerinden birini yaratmıştı. Ali, tıpkı bunun gibi ‘Smokin Joe’ markasının da yaratılmasına da yardımcı olmuştu.

Şüphesiz, Muhammed Ali, ‘kelebek gibi uçup, arı gibi sokabiliyor', medyanın aç karnına bir lokma daha gönderebiliyordu. Fakat ne Ali ne de ‘Joe’, markasının kontrolünü elinde tutuyordu.
Boks dünyası, sizlerinde bildiği gibi ortak bir birlik değil, gelişigüzeldi. Herkes bu işi sadece şu gruplar için yapardı. : Dövüşçüler, hayranlar, haberciler, reklamcılar, halkla ilişkiler uzmanları. Sihayi Müslümanlar bile kendi şöhretleri için yarı yarıya bu gruplara yardım ediyordu. (Her ne kadar dikkatli olmaları gerekse bile)

Aynı şekilde, organizasyonlarda kendi markalarını kontrol edebilir halde değiller. Tüketiciler de. Hiç kimse kontrol edemiyor.Kontrol altında olma fikri geleceği tahmin edilebilir kılar. Fakat gelecekteki yaşanacaklar geçmiştekilerden de bağımsız değildir. Gelecek, doğaçlama bir performansı belirlemek gibidir.Bir bölümünü oynarsınız, fakat bir bölümü oturup yazamazsınız. Maalesef bugünün büyüyen takıntı halini almış bilgi (data) kontrol ve ölçüm tekniklerine rağmen, olmaz. Çünkü piyasa tahmin edilebilen bir süreç değildir. PİYASA DANS ETMEKTİR. Maalesef, bir çok lider halen bu karmaşıklığa cevaben hızla değişmekte, neden sonuç etkisini düşüncesi ve faaliyetleri ile basitçe bu belirsizliklere katkıda bulunmaktadır.
Bunun yerine kalbin ve aklın zekasının izinden gidecekleri, sosyal etkileşimli insan davranışlarına ve kendilerine dönecekleri yerde hala aynı hatayı yapmakta, hırslıca fakat yürümeyen karmakarışık taktik ve teknikler ile başarılı olmaya neden yaratmaya çalışmaktadırlar.

Gerçekten canlı, iddialı ve iz bırakan bir şey yapmak, zevksiz sonuç hesaplamalarının yerini almıştır.
Büyük liderler, bugünün tümörleşmiş piyasasını kavramışlardır. Kuralları, onların getirdiği korku ve egoları kontrol eden olayları bir kenara bırakmak durumunda kalmışlardır. Tek yaptıkları ise, insanların hayatlarına mutluluk ve değer getiren şeylere kendilerini adamalarıdır. 
Onlar değişime öncülük eder ve değişimi benimser. Onlar geleceğin kesin olmadığını kabul eder. Onlar insanlara güvenirler ve rüyalarını yaşamalarına yardımcı olurlar. Bu düşünce kontrolünü bırakmak sayesinde, istedikleri nazik ilişkileri ile sonuca ulaşırlar, güvenirler ve ortakça faydalı olana yönelirler. İşbirlikçi gerçekliğin gücü ve iknası sayesinde ilerlerler.

Charles F. Keating şöyle yazmıştır. ‘ İyi düşünülmüş bir problem yarı yarıya çözülmüş bir problemdir’
‘Markanızı kim kontrol ediyor?’ iyi bir problem değildir. Aslında, bir problem bile değildir. Araştırmaya yönelik durumlar içinse, bir laf sanatı sorusu, bugünün dengesiz, kararsız piyasasında başarılı olma konusunda saç baş yolduran bir soru sadece. Diğer herkes için, bir çılgınlık. İş ve işyeri çözülecek bir problem değildir. Bunlar, evrimleşme hikayelerinin ayrılmaz parçalarıdır.

Başarı ise nasıl olduğu bilinmeyen ve sonradan kontrol edilen bir girişimdir.
Başarı bir şey tarafından ilham olunan ve sonradan yapmakla yanıp tutuştuğunuz şeydir.

! ! ! ! ! Fikirler
©

17 Kasım 2011 Perşembe

4 Kasım 2011 Cuma

Marka seçimi hissi bir seçimdir!

 

Markalar hakkındaki felsefemiz hissiyat ile ilgilidir. Ama bu duygular ile karıştırılmasın. Markaları duygusal bağ felsefesi ile tanımlamıyoruz. Buna daha çok marka seçiminde algı seçimi demek doğru olacaktır.
Şimdi muhtemelen düşünüyorsunuz. ‘Duygular.. Algılar.. Tamamen anlambilimsel.
Öyle değil. Hemen göze çarpmayan fakat önemli bir ayrım olabilir. Hisler, duygular ile aynı değildir. Bunun yanında hisler çok özellikli bir kaliteyi de işaret eder. Memnuniyet, memnuniyetsizlik, tarafsızlık ve deneyim gibi.
Memnuniyet hissi – heyecan, eğlence, ödül, artan kendine güven vb insani koşul arzularıdır.
Memnuniyetsiz his – Acı, yorgunluk, kendine güven kaybı vb. Hoşnutsuzluk koşulu. Bunun yanında koşulun unutulmasından nötr davranışlar.
Şimdi, birçok müşterinin marka seçiminin ardındaki hislere bir göz atalım.
1.      Hissizlik / İlgilenmeme  -  Burada seçim çok önemli değildir ve şu marka iyidir’ yaklaşımı vardır. (sakız, soda, bira, diş fırçası, iç giyim, mayonez vs) Yani neden kişi nöronlarına boşuna antrenman yaptırıp zaman harcasın ve tercihlerini değiştirmek ile yorulsun ki?
2.      Durgunluk – Seçimin pek bir önemi yoktur ve bu gibi bir durumda seçimle uğraşmaktan da pek hoşlanılmaz.  Tahminimizce belli bir zaman harcandıktan ve gereken enerji bu bu değişiklik için kullanıldıktan sonra (banka, sigorta şirketi, dişçi, spor salonu vs) daha ötesinde aynı hizmeti veren ya da satışı yapanlar ile ilgilenmeyiz.
  1. Şiddetlenme – Tamamdır, artık fiyatlar, müşteri hizmetleri, işleyiş vs her şey sizi kızdırmaya başlar. Başka bir şey denemek istersiniz. ( benzin istasyonu, market, araç kiralama şirketi, kuru temizleme, kafe, restorant, internet hizmeti vs)
  2. Arzulama – Gerçekten ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik bir markanın size hizmet verme konusunda yardımcı olmasını istersiniz. ( daha olumlu, eğlenceli, fark yaratacak ve kaliteli)

Evet! Müşteriler bu gibi akılsal ve algılamaya yönelik kombinasyonlar nedeniyle bu tür kararlar verirler. Ancak kararları, daima bir his ile paraleldir. İşte markaların ve marka inşa edenlerin 21 yy’da yaptığı ise bu değişen algılara kulak vermek ve onlara doğru cevaplar vermektir.