Pages

Subscribe:

24 Ocak 2012 Salı

Belki de markalama yeniden markalandırılmalı!



Bir süredir iş dünyası, markalar ve organizasyonel başarılar hakkındaki görüşlerimizi burada yayınlıyoruz. Bu zaman zarfında, dünya ve piyasa bir dizi tatmin edici ve kaotik süreci bir arada yaşadı.
Bu yolculuk esnasında keşfedilen şey göz önünde bulundurmayı / değerlendirmeyi bir süreliğine durdurmaktı. Peki ya ne değişmişti? Ne aynı kalmıştı? Bilmece ne idi? Prensiplerimiz zaman testini geçebildi mi? İş dünyasının en tepesi neresiydi?
Düşüncelerimizi ayrıştırmak ve onların içyapısına bakmak yerine, düşündük ki rastgele olanın sonuçlarına bir bakalım. Umarız, bu size bir şey ifade eder ve kendi yansımanızın değerli nedenini anlarsınız.
Büyük İlüzyon. Çoğu insan dünyayı bölerek ve bu böldüğü şeyleri kategorize ederek anlar. Fakat bu bir yanılsamadır. Örneğin, ‘ağaç’ denen bir ayrım yoktur.’Ağaç’ basitçe, bizim yeri, atmosferi, enerji tüketimini ve belli bir düzende yürüyen hücre üretimini anlamak için yarattığımız bir üst daldır.
Bir organizasyon, pazarlama, finans, IK vb gibi birbirine bağlı olmayan bir demet değildir. Bunun yerine izlenen yol, en baskın bölümü ile bütündeki en işlevsel parçadır. Bu ‘bütün’ kısmına şuradan geliyoruz; az bulunan liderler, bu ayrımda yani bu baskın bakış açısında,  yürüyen başarılarına bir farklılık getirenlerdir.
Güle Güle Markalama.  Bir çoklarının gayretlerine karşın insanların gözünde büyüttüğü markalama yada marka kavramı asla kastettiğimiz çok özel ve o stratejik görünümü almayacak. Müşteri memnuniyeti yaratmak adına iş felsefesi önermek, bunun için sistematik yaklaşımlarda bulunmak ve karlılığı arttırmak yerine, marka ve markalaştırma halen isim arayışı, logolar, tasarımlar ve diğer birtakım estetik ve şekilsel kaygılarda takılı. Belki de bu markalaştırma denilen şeye yeni bir ‘MARKA’ yani, bir kavram bulmalıyız.
O halde formül nedir? İş dünyasının insanları pazardaki başarılar için gerçekten tariflere aç durumda. Bir arı ordusu şeklinde üzerimize yıkılan kitaplar, makaleler, tavsiyeler, sürekli vaat veren ‘şu yolu deneyin bakın olacak’ niteliğindeki yazılıp çizilenler bilinenin aksine tek bir yol olmadığını göstermiştir.
Bir havayolu şirketi, çalışanlarının öncelikli olduğunu bildirmiştir. Tüm ikramlarda ise müşteriler önemlidir demiştir. Apple’da aslolanın ürün olduğu söylenmektedir. Formül yoktur, izlenen yollar vardır. Amacımız insanların bu yolları kendilerine göre benimsemelerini sağlamak için onlara bu yolları göstermek olmalıdır. Başarı ise, sadece bize sunulmuş olan başarı yollarını kullanmak değil, içgörüyü keşfetmek, yeni bir gözle bakabilmek ile ilgilidir.
Karmaşık olanın içinde boğulmak. Piyasa ve pazar inanılmaz karmaşıklığı ile büyümektedir. Burada başarılara giden yolların altını çizmek ve amaç doğrultusunda azimle onları anlamaya çalışmaktansa, liderler olayları ve bilgileri bölünemez noktasına gelinceye dek ögelerine ayırmaktadır. Data analizleri tamamlamak adına çılgınca geçirilen saatler ve günler, korkmuş ve isteksiz çalışanları daha da deliye döndürür. Bu heves vermeyen girişimler müşterilere, ortaklara ve baştan sona herkese ayrı ayrı yansır.
Oluşumun Merkezinden – İletişimin merkezine. Modern piyasalar,  insanların hayatları değiştirmek üzerine, takıntılı çığır açan buluşlar üzerine inşa edilmiş fikirlere odaklı girişimcilerce kurulmuştur. Üzücüdür ancak günümüzde bir çok lider bu buluşlar ile aileden kalma gelenekleri harmanlamaktadır. İnsanların deneyimlerini, onları daha da çok daha ileri taşıyacak mihenk taşı niteliğindeki devrimlere yönlendirecek fikirler ve iç görüler kazandırması için kullanmak yerine, yeni satışlar için eski körleşmiş sunumlara devam etmekte, bu eski tarz iletişim ve eğlence teknikleri ile yollarına devam etmektedirler. Bunlar kısa vadeli, ilhamdan uzak ayrıca geleceği rehine veren kararlardır.
Anlamı nerede? Piyasa kendisi ile bizim aramızda öteden beri ve hep bir anlam içerisinde olan, iletişim kuran- kurduğumuz, inandığımız ve ait olduğumuz şeydir. Kendisini diğerlerinden ayıran, almamız için neden yaratan ürünleri, hizmetleri ve gereklilikleri seçeriz. Özel bir sosyal, estetik, fonksiyonel anlam yumağı, hoşlandıklarımızı besler, saygı duymamızı sağlar ve bizi diğerlerinden ayırır. Bugün Apple ve diğer büyük yapılar bu durumu kavramış ve bu gerçeği benimsemiş olarak ‘anlamı olan’ ‘müşteri kazandıran’ yüksek marjlı modeller üzerine çalışmaktadır. Diğer izlenimiz ise, bu felsefeyi benimsememiş olan diğerleri, anlaşılmaz yola devam edecekler, müşterileri ile sürekli pazarlık halinde, promosyonlar verecek, indirimler yapacaklar.
Ancak bu şekilde büyümek imkansızdır.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Google değil JOOBLE!


Merhaba Dostlar, Arkadaşlar, Meslektaşlar...

Bugün sizlere, internette rastladığımız bir insan kaynakları sitesinden ve çalışma şeklinden bahsedeceğiz. Adı Jooble... Ne demek Jooble? Google değil, jooble... İş arama Google'ı diyebiliriz. Evet kurnaz bir isim! Nasıl çalışıyor da diğerlerinden farklı oluyor Jooble? Sistem çok basit, Google nasıl çalışıyorsa, Jooble'da sizin seçtiğiniz arama kriterlerine göre, ülke ülke tüm web tabanlı İ.K. sitelerini dolaşarak, anlık olarak yayında olan tüm ilanları önünüze seriyor. Bu sayede örneğin hem kariyer.net'te hem secretcv'de hem yenibiris.com vb tüm sitelerde sizin istediğiniz ne var ne yok, ortaya çıkıyor. Siz de hangisine başvurmak isterseniz sadece ona başvuruyorsunuz. Başka bir değişle size, başvuracağınız işi filtreliyor. Bu sayede siz de daha kısa zamanda, daha çok ülkede ilgili pozisyonlara direkt olrak ulaşmış oluyorsunuz.

Site, İ.K. sitelerine yaptığı trafikten kar elde ediyor, yani korkmayın, kullanım ücretli değil...

Tanıtım yazıları aşağıda... Biz projelerine inandığımız için bunu sizler ile paylaşma gereği hissettik. Siz de ziyaret edin, siz de inceleyin, sizin de konu hakkında fikriniz olsun, kim bilir belki de yeni bir işiniz...
İşin mi yok? İş mi arıyorsun? Evden çıkmadan, internet sana yardım edebilir! CV’ni düzenlenmekle işe başlayabilirsin; çünkü bugün sana jooble iş arama motorunu tanıtıyoruz, Jooble senin güzel bir iş bulmana yardım eder! Hemen tıkla!!!
Tüm iş ilanlarını, boş iş pozisyonlarını ve güncel iş olanaklarını jooble'da bulabilirsiniz. Daha önce böyle bir şey duydunuz mu? Artık Türkiye'deki tüm iş olanakları şimdi sadece jooble'da. Ve bunun nedeni jooble'ın, "Türkiye'nin en büyük iş arama sitesi", "dünyanın önde gelen iş bulma kaynağı" veya buna benzer bir şey olması değildir. Bunun tek nedeni jooble'ın çalışma biçimidir: herhangi bir başka arama motorunun yaptığı gibi jooble tüm bilgiyi kendi veritabanında tutmaz, jooble bilgiyi herhangi bir başka arama motorundan çok daha iyi arayabilir ve arama işlemini yapabilir.

Dünyanın dört bir tarafından jooble iş ilanlarına dair teklifleri topluyor ve bunun için jooble, hem Türkiye’de hem de Arjantin , Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Belarusya, Brazilya, Kanada, Şili, Çin, Kolumbiya, G.Kore, Danimarka, ABD, İspanya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Hong Kong, Macaristan, İtalya, Hindistan, Indonesia, İrlanda, Japonya, Kazakistan, Meksika, Nijerya, Norveç, Hollanda, Pakistan, Peru, Polonya, Portekiz, Birleşik Krallık, Çek, Romanya, Rusya, İsveç, İsveçre, Tayland, Tayvan, Venezzuela, Ukrayna, Sırbistan, Slovakya, Yeni Zelanda  gibi ülkelerde gibi senin iş bulmasına yardım ediyor.
60 web sitesine kadar kullanarak nasıl bir iş niteleyeceğine yardım eder. Bu arada isteyeceğin teklifleri e-postana yollar. Jooble iş arama motorunu kullanmalısın!!!!

21 Kasım 2011 Pazartesi

Markanızı kim kontrol ediyor? Kaderinizi belirleyen insanlar…



Markanızı kim kontrol ediyor? Kaderinizi belirleyen insanlar…

Bu ayın başında boks dünyası Muhammed Ali’yi yenen efsanevi olimpiyat ve dünya ağısiklet boks şampiyonu Joe Frazier’ı 67 yaşında kanserden kaybetti. Sadece üstün ve iyi vuruşlardan öte ‘En Mükemmel’ olan Ali markasının 70 li yıllardaki kahramanlık hikayelerinden birini yaratmıştı. Ali, tıpkı bunun gibi ‘Smokin Joe’ markasının da yaratılmasına da yardımcı olmuştu.

Şüphesiz, Muhammed Ali, ‘kelebek gibi uçup, arı gibi sokabiliyor', medyanın aç karnına bir lokma daha gönderebiliyordu. Fakat ne Ali ne de ‘Joe’, markasının kontrolünü elinde tutuyordu.
Boks dünyası, sizlerinde bildiği gibi ortak bir birlik değil, gelişigüzeldi. Herkes bu işi sadece şu gruplar için yapardı. : Dövüşçüler, hayranlar, haberciler, reklamcılar, halkla ilişkiler uzmanları. Sihayi Müslümanlar bile kendi şöhretleri için yarı yarıya bu gruplara yardım ediyordu. (Her ne kadar dikkatli olmaları gerekse bile)

Aynı şekilde, organizasyonlarda kendi markalarını kontrol edebilir halde değiller. Tüketiciler de. Hiç kimse kontrol edemiyor.Kontrol altında olma fikri geleceği tahmin edilebilir kılar. Fakat gelecekteki yaşanacaklar geçmiştekilerden de bağımsız değildir. Gelecek, doğaçlama bir performansı belirlemek gibidir.Bir bölümünü oynarsınız, fakat bir bölümü oturup yazamazsınız. Maalesef bugünün büyüyen takıntı halini almış bilgi (data) kontrol ve ölçüm tekniklerine rağmen, olmaz. Çünkü piyasa tahmin edilebilen bir süreç değildir. PİYASA DANS ETMEKTİR. Maalesef, bir çok lider halen bu karmaşıklığa cevaben hızla değişmekte, neden sonuç etkisini düşüncesi ve faaliyetleri ile basitçe bu belirsizliklere katkıda bulunmaktadır.
Bunun yerine kalbin ve aklın zekasının izinden gidecekleri, sosyal etkileşimli insan davranışlarına ve kendilerine dönecekleri yerde hala aynı hatayı yapmakta, hırslıca fakat yürümeyen karmakarışık taktik ve teknikler ile başarılı olmaya neden yaratmaya çalışmaktadırlar.

Gerçekten canlı, iddialı ve iz bırakan bir şey yapmak, zevksiz sonuç hesaplamalarının yerini almıştır.
Büyük liderler, bugünün tümörleşmiş piyasasını kavramışlardır. Kuralları, onların getirdiği korku ve egoları kontrol eden olayları bir kenara bırakmak durumunda kalmışlardır. Tek yaptıkları ise, insanların hayatlarına mutluluk ve değer getiren şeylere kendilerini adamalarıdır. 
Onlar değişime öncülük eder ve değişimi benimser. Onlar geleceğin kesin olmadığını kabul eder. Onlar insanlara güvenirler ve rüyalarını yaşamalarına yardımcı olurlar. Bu düşünce kontrolünü bırakmak sayesinde, istedikleri nazik ilişkileri ile sonuca ulaşırlar, güvenirler ve ortakça faydalı olana yönelirler. İşbirlikçi gerçekliğin gücü ve iknası sayesinde ilerlerler.

Charles F. Keating şöyle yazmıştır. ‘ İyi düşünülmüş bir problem yarı yarıya çözülmüş bir problemdir’
‘Markanızı kim kontrol ediyor?’ iyi bir problem değildir. Aslında, bir problem bile değildir. Araştırmaya yönelik durumlar içinse, bir laf sanatı sorusu, bugünün dengesiz, kararsız piyasasında başarılı olma konusunda saç baş yolduran bir soru sadece. Diğer herkes için, bir çılgınlık. İş ve işyeri çözülecek bir problem değildir. Bunlar, evrimleşme hikayelerinin ayrılmaz parçalarıdır.

Başarı ise nasıl olduğu bilinmeyen ve sonradan kontrol edilen bir girişimdir.
Başarı bir şey tarafından ilham olunan ve sonradan yapmakla yanıp tutuştuğunuz şeydir.

! ! ! ! ! Fikirler
©

17 Kasım 2011 Perşembe

4 Kasım 2011 Cuma

Marka seçimi hissi bir seçimdir!

 

Markalar hakkındaki felsefemiz hissiyat ile ilgilidir. Ama bu duygular ile karıştırılmasın. Markaları duygusal bağ felsefesi ile tanımlamıyoruz. Buna daha çok marka seçiminde algı seçimi demek doğru olacaktır.
Şimdi muhtemelen düşünüyorsunuz. ‘Duygular.. Algılar.. Tamamen anlambilimsel.
Öyle değil. Hemen göze çarpmayan fakat önemli bir ayrım olabilir. Hisler, duygular ile aynı değildir. Bunun yanında hisler çok özellikli bir kaliteyi de işaret eder. Memnuniyet, memnuniyetsizlik, tarafsızlık ve deneyim gibi.
Memnuniyet hissi – heyecan, eğlence, ödül, artan kendine güven vb insani koşul arzularıdır.
Memnuniyetsiz his – Acı, yorgunluk, kendine güven kaybı vb. Hoşnutsuzluk koşulu. Bunun yanında koşulun unutulmasından nötr davranışlar.
Şimdi, birçok müşterinin marka seçiminin ardındaki hislere bir göz atalım.
1.      Hissizlik / İlgilenmeme  -  Burada seçim çok önemli değildir ve şu marka iyidir’ yaklaşımı vardır. (sakız, soda, bira, diş fırçası, iç giyim, mayonez vs) Yani neden kişi nöronlarına boşuna antrenman yaptırıp zaman harcasın ve tercihlerini değiştirmek ile yorulsun ki?
2.      Durgunluk – Seçimin pek bir önemi yoktur ve bu gibi bir durumda seçimle uğraşmaktan da pek hoşlanılmaz.  Tahminimizce belli bir zaman harcandıktan ve gereken enerji bu bu değişiklik için kullanıldıktan sonra (banka, sigorta şirketi, dişçi, spor salonu vs) daha ötesinde aynı hizmeti veren ya da satışı yapanlar ile ilgilenmeyiz.
  1. Şiddetlenme – Tamamdır, artık fiyatlar, müşteri hizmetleri, işleyiş vs her şey sizi kızdırmaya başlar. Başka bir şey denemek istersiniz. ( benzin istasyonu, market, araç kiralama şirketi, kuru temizleme, kafe, restorant, internet hizmeti vs)
  2. Arzulama – Gerçekten ihtiyaçlarınızı karşılamaya yönelik bir markanın size hizmet verme konusunda yardımcı olmasını istersiniz. ( daha olumlu, eğlenceli, fark yaratacak ve kaliteli)

Evet! Müşteriler bu gibi akılsal ve algılamaya yönelik kombinasyonlar nedeniyle bu tür kararlar verirler. Ancak kararları, daima bir his ile paraleldir. İşte markaların ve marka inşa edenlerin 21 yy’da yaptığı ise bu değişen algılara kulak vermek ve onlara doğru cevaplar vermektir.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Markalaşma tehlikeli bir konudur!

 

 

 

Piyasa kendini geliştirdi fakat, çoğu kuruluş bu yolda yürümeyi reddediyor.

Çoğu kişi, markalaşma konusunda modern çağın başlangıcının besi hayvanlarının damgalanması olduğu görüşündedir. Tabi eğer sadece bu olsaydı.. İşte bu güvenli zamanlarda, bir damga ya da aileye bağlı olan bir ürünün sembolik işareti, birinin ihtişamına ve ününe kişisel sadakat atfolunması, kısaca gerçek bir marka değerinin göstergesiydi.
Bugünün çalışma şekli, kurumsal anlamda insanların kendi karakterlerinin benzeri gibi bir makyajın altında ‘branding’ olarak adlandırılıyor. Bu, 20. yüzyılda ardı ardına ortaya çıkarılan çoklu ürünler ve yazılı-görsel medya araçları sayesinde şekillendirildi. Bunun yanında imaj doğrultulu, mesaj kaygılı zihniyet, egemen çevredeki radikal değişimler ve bugünün piyasa koşullarına rağmen oldukça ısrarlıydı.
Endüstriyel çağ öncesi ise piyasa daha çok çiftçi piyasasıydı. Tüketiciler ve üreticiler ellerindeki malı / değeri karşılıklı olarak bir araya getirir ve oracıkta takasını yapardı. Müşteriler güvenilmez ve sezgiseldi. Bu yüzden müşteriler ile ilgili daima çevreden bilgi ve rehberlik talep edilirdi. Değer ve güven gidişatın, başarılı ilişkilerin ve iyi piyasanın temeliydi. Böylesi bir ortamda, üreticiler toplumdaki duruşlarının bir sonucu olarak, ellerindeki sunum / ürünün değeri ile fazlaca meşgul ve takıntılıydı. Bu dönemlerde, önemseme ve yaratıcılık kazanırdı.
Endüstriyel çağda piyasanın doğası değişti. Tüketiciler, endüstri şehirlerinde perakende yiyecek, tekstil ve ev ürünlerine itimat edilen küçük toplulukların yanına taşındı. Bu durum toplu üretim ve toplu tüketimin gelip çatmasına ve mesafeli ilişkilerin kurulması, alım satım zihniyetine ve oryantasyonun ortaya çıkmasına neden oldu. Pazarlamacılar satış ve mal promosyonları daha çok ilgilenmeye başlarken, öncesinde ayırtedici olan değer ve yeni ilişkiler kurma işine göre daha az zaman ayırır oldular.
Bu zamanın pazarlamacıları müşterileri tatmin etmeye çalışmayı, en iyi ürünü bulup sunmayı ve bundan gözle görülür bir değer kazanmayı denemezlerdi. Onların asıl ilgilendikleri, ekonominin büyüklüğü ölçüsünde birim fiyatları düşürmek, dağıtım kanallarını kullanmak ve ellerindeki artı ürünü satacak müşteri bulabilmek için toplu satış taktikleri üzerine çalışmaktı. Markalaşma, homojen sunulmuş ürün ya da hizmetin farklılaştırılması, kontrolü ve dağıtımıydı. Bu dönemlerde, etki ve ikna kazanırdı.

Peki, şimdi yeniden bir DEJAVU yaşanıyor?
Hızlı teknolojik gelişmeler bizi tekrar geleceğe getirdi. Bugünün endüstriyel çağ öncesi yani pre endüstriyel çağda olduğu gibi, birbirine yakın anlayış ve zekada görünen karakteristik değerde insanlar gibi piyasada topluluklara ayrılmış durumda. Piyasa septik, çılgın ve kendi toplumunda takip edilen insanların itimat ve ün için kendi hedef kitlesine haddinden fazla cevap verdiği, fazlasıyla sunduğu ürün bolluğunda adeta bir dolup taşmada. Değer ve güven tekrar ve bir kez daha başarının prensipteki belirleyicisi durumunda!
Bu duruma rağmen, pazarlamacılar brandingin aptallığı üzerinde ısrarcı. Bu ebedileştirmeye evrimli ekosistem ile güçlü endüstriyel çağ konseptinin habis bilişsel çekimi pazarlama fikirlerini ve organizasyonel girişimlerini geride tutuyor.
HATA YAPMA; pazarlamacılar çok fazlasıyla zaman ve parayı branding için harcıyor. Endüstriyel çağ brandingi nedeniyle büyük kuruluşlar iflasın eşiğine geliyor. Ve sudan çıkmış balık gibi bir çok insan bundan tamamen bihaber!
Danimarkalı filozof Soran Kierkegaar şöyle yazmış, ‘Konseptler, bireyler gibi kendi tarihlerine sahip ve zamanın tıpkı bireyler üzerindeki etkisinde olduğu gibi, tahribatına dayanıksızdır'
Markalaşmanın endüstriyel çağ şekli zamanla her şeyde olduğu gibi tamamen ölecektir. Fakat bu kadar bekleyemezdik. Bu tehlikeli bir organizasyonel şekil.
İnsanlığın faydasına ve geleceği adına o sizi ringe çıkarıp yere sermeden önce siz onu yere serin!

19 Ekim 2011 Çarşamba

Yalnızca değişmeyi sevenleriniz!


Yalnızca değişimi sevenler risk alanlarımızdır. Korkusu olmayan ya da değişimden hoşlanmayan insanların korkuları gerçekte bilinmezdir.
İşte bu yüzden çoğu organizasyon / kurum felçleşmiş durumda. Burada çalışanlar ise geleceği kafalarında canlandırmak konusunda gerçekten zor zamanlar geçirmektedir. İnovasyon ile gelecekteki pozisyonlarını güçlendirecekleri yere, basitçe bildikleri şeyler ve artık ne yürüyorsa o yürümekte olan şeyler üzerinde daha uzun saatler boyunca ve daha sıkı çalışırlar.
İnsanlar risk ve bunun için sahip olduklarını gözden çıkarma konusunda bilinçdışı bir isteksizliğe sahiptir. Bizler daima en güvenli opsiyonu tercih etmek ister ve elimizde ne varsa (pozisyonumuz, statümüz ve yaşam tarzımız) bunları kaybetmek istemeyiz.
Bu yüzden bu durumu insanlara kabul ettirmenin en iyi ve yaratıcı yolu:
Onları EĞİTMEK'tir. Onlara şu andaki pozisyonlarının / durumlarının bile garanti olmadığını GÖSTERİN!
Statü ya da durumdan vazgeçin / vazgeçirin ve süreci izleyin. Eğer bir değişim yoksa kaybetmelerini sağlayın. ( kazanılabilir şeyler için yapılan planlama üzerinde) ve onlar başarmaya başladığında kazandırın. Ardından ONLARA İLHAM VERİN! İnovasyon konusundaki haklılığınızı onlara kanıtlamaya çalışmayın. İkna edilmede mantıklı girişimleri reddedecek bilinçsiz zeka ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bunun yerine gelecek konusunda tamamen temiz bir sayfa açın, onlara yapılan çalışmanın anlamını anlatın ve onlara bunu kazanmaları için gereken otomasyon ve kaynakları sağlayın.
İnsanlar umutsuzca değişim olsun isterler. Ancak ne bu değişimin bir parçası adına destek sunar ne de bu konuda etraflarındakilere güvenirler. Ama tüm bunların ötesinde başarılı olmak isterler.
GELİŞİM başlıca motive edici etkendir!


Tom Asacker
www.acleareye.com