Piyasa kendini geliştirdi fakat, çoğu kuruluş bu yolda yürümeyi reddediyor.
Çoğu kişi, markalaşma konusunda modern çağın başlangıcının besi hayvanlarının damgalanması olduğu görüşündedir. Tabi eğer sadece bu olsaydı.. İşte bu güvenli zamanlarda, bir damga ya da aileye bağlı olan bir ürünün sembolik işareti, birinin ihtişamına ve ününe kişisel sadakat atfolunması, kısaca gerçek bir marka değerinin göstergesiydi.
Bugünün çalışma şekli, kurumsal anlamda insanların kendi karakterlerinin benzeri gibi bir makyajın altında ‘branding’ olarak adlandırılıyor. Bu, 20. yüzyılda ardı ardına ortaya çıkarılan çoklu ürünler ve yazılı-görsel medya araçları sayesinde şekillendirildi. Bunun yanında imaj doğrultulu, mesaj kaygılı zihniyet, egemen çevredeki radikal değişimler ve bugünün piyasa koşullarına rağmen oldukça ısrarlıydı.
Endüstriyel çağ öncesi ise piyasa daha çok çiftçi piyasasıydı. Tüketiciler ve üreticiler ellerindeki malı / değeri karşılıklı olarak bir araya getirir ve oracıkta takasını yapardı. Müşteriler güvenilmez ve sezgiseldi. Bu yüzden müşteriler ile ilgili daima çevreden bilgi ve rehberlik talep edilirdi. Değer ve güven gidişatın, başarılı ilişkilerin ve iyi piyasanın temeliydi. Böylesi bir ortamda, üreticiler toplumdaki duruşlarının bir sonucu olarak, ellerindeki sunum / ürünün değeri ile fazlaca meşgul ve takıntılıydı. Bu dönemlerde, önemseme ve yaratıcılık kazanırdı.
Endüstriyel çağda piyasanın doğası değişti. Tüketiciler, endüstri şehirlerinde perakende yiyecek, tekstil ve ev ürünlerine itimat edilen küçük toplulukların yanına taşındı. Bu durum toplu üretim ve toplu tüketimin gelip çatmasına ve mesafeli ilişkilerin kurulması, alım satım zihniyetine ve oryantasyonun ortaya çıkmasına neden oldu. Pazarlamacılar satış ve mal promosyonları daha çok ilgilenmeye başlarken, öncesinde ayırtedici olan değer ve yeni ilişkiler kurma işine göre daha az zaman ayırır oldular.
Bu zamanın pazarlamacıları müşterileri tatmin etmeye çalışmayı, en iyi ürünü bulup sunmayı ve bundan gözle görülür bir değer kazanmayı denemezlerdi. Onların asıl ilgilendikleri, ekonominin büyüklüğü ölçüsünde birim fiyatları düşürmek, dağıtım kanallarını kullanmak ve ellerindeki artı ürünü satacak müşteri bulabilmek için toplu satış taktikleri üzerine çalışmaktı. Markalaşma, homojen sunulmuş ürün ya da hizmetin farklılaştırılması, kontrolü ve dağıtımıydı. Bu dönemlerde, etki ve ikna kazanırdı.
Peki, şimdi yeniden bir DEJAVU yaşanıyor?
Hızlı teknolojik gelişmeler bizi tekrar geleceğe getirdi. Bugünün endüstriyel çağ öncesi yani pre endüstriyel çağda olduğu gibi, birbirine yakın anlayış ve zekada görünen karakteristik değerde insanlar gibi piyasada topluluklara ayrılmış durumda. Piyasa septik, çılgın ve kendi toplumunda takip edilen insanların itimat ve ün için kendi hedef kitlesine haddinden fazla cevap verdiği, fazlasıyla sunduğu ürün bolluğunda adeta bir dolup taşmada. Değer ve güven tekrar ve bir kez daha başarının prensipteki belirleyicisi durumunda!
Bu duruma rağmen, pazarlamacılar brandingin aptallığı üzerinde ısrarcı. Bu ebedileştirmeye evrimli ekosistem ile güçlü endüstriyel çağ konseptinin habis bilişsel çekimi pazarlama fikirlerini ve organizasyonel girişimlerini geride tutuyor.
HATA YAPMA; pazarlamacılar çok fazlasıyla zaman ve parayı branding için harcıyor. Endüstriyel çağ brandingi nedeniyle büyük kuruluşlar iflasın eşiğine geliyor. Ve sudan çıkmış balık gibi bir çok insan bundan tamamen bihaber!
Danimarkalı filozof Soran Kierkegaar şöyle yazmış, ‘Konseptler, bireyler gibi kendi tarihlerine sahip ve zamanın tıpkı bireyler üzerindeki etkisinde olduğu gibi, tahribatına dayanıksızdır'
Markalaşmanın endüstriyel çağ şekli zamanla her şeyde olduğu gibi tamamen ölecektir. Fakat bu kadar bekleyemezdik. Bu tehlikeli bir organizasyonel şekil.
İnsanlığın faydasına ve geleceği adına o sizi ringe çıkarıp yere sermeden önce siz onu yere serin!










